23/4/2008 - 23:55 - EMANETE SAYGI
Ömür bir sermayedir… Bize emanet edilmiştir… Dünya bir misafirhane bizler de misafirleriz.
Sevdiğimiz fakat kaybettiğimiz dostlarımızla beraber, ebedi ve ölümsüz hayatta beraber olabilmek için, üzerimize düşen vazifelerimizi yapmamız gerekmektedir.
Sahip olduğumuz bu sermayeyi gelişigüzel harcayamayız. Çünkü bize ait değil. Gençlik elveda diyor. Hazan yaprakları gibi sararıp soluyor . İhtiyarlığa dur diyemiyor, ölümün önüne geçemiyoruz, merhameti sonsuz Rabbim, emir ve yasakları doğrultusunda, nefis ve malınızı Allah yolunda harcama karşılığında, cennetimi satın alın buyuruyor.
Kainat sofrasını bizim için sayısız nimetlerle süsleyen, buna mukabil üç beş tanesini yasaklayıp haram kılmasına karşılık, rengi, tadı, güzelliği farklı sayısız konserve edilmiş nimetleriyle dünya soframızı süsleyen Allah’ın sonsuz ikramlarına karşı yirmi dört saatten bir saatinde Namaz kılarak; bir yılın 29 veya 30 gününde, üstelik de yarısında oruç tutarak; servetin, sıhhatin, hürriyetin varsa, ömründe bir defa Hacca giderek; borcun, harcın, derdin olmama şartıyla kırkta bir Zekat vererek cenneti satın almak zormudur?
Allah tarafından rehin alınan nefsi kurtarmak, (ebedi cenneti kazanmak, helal dairede bütün ihtiyaçlarımızın karşılandığı şu dünyada) Allah’a itaat, emir ve yasaklarına saygı duymakla mümkün olacaktır.
Aynı geminin mensupları, yolcuları olan bizler, bilmeyerek, yanlışlıkla, cahillikle veya küfür ve inatla, üzerinde yaşadığımız şu dünya gemisini batırmak isteyenlere mukabil, onları da kurtarabilmek için; şefkatle, tatlı dil, güler yüzle, akıl, mantık ve iradelerine hitap ederek ikna yolunu seçmeliyiz; himmetimizi bu yolda harcamak mü’mine en yakışanıdır.
Engellere takılıp kalmadan, dayanıp darılmadan, geleceğin maneviyat güllerini, bülbüllerini yetiştirmek de bize düşmektedir. İnsanlık bir şeyler bekliyor… Aradığını bulmak için çırpınıyor… Za’f-ı imandan meydana gelen yaralarına reçete arıyor. İnsanlığın iftihar tablosu Hz. Muhammed’in (s.a.v.) müjdesini verdiği ahir zamanda gelecek, insanlığı düştüğü helaket ve felaketten, zillet ve sefaletten kurtaracak ümit nesli olan kutsileri bekliyor. Beklenen o şerefli neslin arasında olma şerefini, canın, cananın pahasına da olsa zannederim kaçırmak istemezsin.
Senin alem-i İslam’ın son karakolunun mensubu olarak üzerine düşeni yaptığın ölçüde sancılar dinecek, yaralar sarılacak, o zaman Allah’ın inayeti sana yetişecek, ilahi rahmet başını okşayacaktır.
O zaman yangınlar sönecek, gözyaşları dinecek, mazlumiyet ve mağduriyet sona erecektir.
O zaman harabeler ümranlara, zulümler adalete, düşmanlıklar kardeşliğe, kin ve nefretler sevgiye, merhamete dönüşecektir.
Bir defa daha insanlık; mal, can, namus, haysiyet ve şerefiyle, huzur, güven ve emniyet ortamı içinde yaşama fırsat veimkanı bulacaktır…
Özlenen İnsan,kitabından alıntı
Yazarı:M.Ali ŞENGÜL
damra...
Damra…
|
|
Gelen Yorumlar (yok) :: Yorum Yazabilirsiniz.. :: Bağlantı
|
15/1/2008 - 22:27 - ALLAH'A (C.C.) OLAN AŞK..

Birisi vardır, artık hep sizi düşünen..
Birisi vardır, hep sizi arayan, saran.
Birisi vardır, hatanızla, sevvâbınızla sizi bağışlayan.
Birisi vardır, size "benim" diyen.
Birisi vardır, pazarlıksız ve içten seven.
Birisi vardır, size şevkat eden, koruyan, kolluyan.
Birisi vardır, sizin için göğsünü tehlikelere siper edern.
Birisi vardır, gerektiğinde sizin için ölümü göze alan.
Birisi vardır, sizi çok iyi tanıyan.
Birisi vardır, sizden ayrılığı özlem bilen.
Sizsiz uykusu haram olan ve sonsuza kadar hep sizinle olmak isteyen.
Ve aynı duyguları, aynı düşünceleri sizinde O'nun için beslediğiniz
Birisidir O..
İşte budur aşk.!
Allah'a olan aşk..!
Cemil TOKPINAR'ın"Gençlik ve Aşk" kitanından...
damra..
|
|
Gelen Yorumlar (3) :: Yorum Yazabilirsiniz.. :: Bağlantı
|
14/1/2008 - 14:52 - Hayat..

Bakalım kader ne gösterir.
Kar- kış yemyeşil bahar yan yana.
Gizli mesajlar var bütün cihâna.
"Allah" diyor varlıktaki her mâna..
Gönüllerde tevhid, dillerde senâ..
Sızıntı'dan alıntıdır..
damra..
|
|
Gelen Yorumlar (1) :: Yorum Yazabilirsiniz.. :: Bağlantı
|
25/3/2007 - 21:57 - PEYGAMBER (S.A.V.) EFENDİMİZİN AHLAKI (2)

Nitekim, Kur'an-ı Kerim'de de, Rauf ve Rahim sıfatlarıyla tavsif buyrulduğu, başından sonuna kadar bütün hayatının bu sıfatların tam bir teccelligahı bulunduğu görülür!
" And olsun, size kendinizden öyle bir Pegamber gelmiştir ki, sıkıntıya uğramanız, ona çok ağır ve güç gelir.
O, sizin üstünüze çok düşkündür.
Müminlere son derecede şefkatli ve merhametlidir."
" Onlar, mümin olmayacaklar diye adeta kendine kıyacaksın!"
Bir de, Peygamber (s.a.v.) Efendimizin şu canlı temsilindeki rahmet ve şefkatin derecesine bakınız:
" Benimle sizin misaliniz: Ateş yakan, ateşine düşmeye başlayan kelebek ve çekirgeleri men etmeğe çalışan adama benzerdir ki: Ben, sizi ateşe düşmekten korumak için eteklerinizden tutuyorum, siz ise, hep elimden kurtulmağa uğraşıp duruyorsunuz!"
Mekkeli müşriklerin Peygamberimiz (s.a.v.) 'e ve müslümanlara yaptıkları ağır işkenceler malumdur.
İşkenceye dayanamayan müslümanlardan bazıları, müşriklerin helak olmaları için, ALLAH' a yalvarmasını Peygamberimizden dilediler.
Peygamberimiz (s.a.v.)in onlara cevabı şu oldu:
Ben, insanlara lanet ve beddua etmek için deği, rahmet için gönderildim!"
Mekkeli müşrikler, Peygamberimiz (s.a.v.)- le birlikte bütün müslümanlara üç yıl yiyecek satmadılar, sattırmadılar.
Çocuklar, deri parçalarını, ağaç yapraklarını yemeğe başladılar.
Yüce ALLAH, müşriklerin bu zulmüne umumi bir kıtlıkla mukabele etti.
Açlıktan hayvanlar, kırılmağa, insanlar ölmeğe başladı.
Müşrikler, Peygamberimiz (s.a.v.) 'e baş vurdular " Ya MUHAMMED! Milletin helak oluyor!
Bize acı! ALLAH' a yalvar da, şu kıtlıktan kurtulalım!" dediler.
Peygamberimiz (s.a.v.), hemen ellerini kaldırdı ve kıtlık azabının kaldırılmasını ALLAH'dan diledi.
Taif halkı, kendiklerine doğru yolu göstermek, anlatmak isteyen Peygamberimiz (s.a.v.) 'e çok hakaret ve işkence yaptılar.
Peygamberimiz (s.a.v.) isteseydi, dağlar, taşlar, Taiflilerin üzerine yağacak, onlar yok olup gideceklerdi!
Fakat, Peygamberimiz (s.a.v.) " Hayır! Ya Rab! onları, bana bırak! Kendileri iman etmezlerse , belki , çocukları Sana iman ederler!" diyerek dua etti.
Uhud savaşı sırasında düşmanlar, Peygamberimiz (s.a.v.) 'in üzerine taş ve ok yağdırmışlar, dişini kırmışlar, kılıçla miğferini parçalayıp yanağını kan içinde bırakmışlardı.
Peygamberimiz (s.a.v.) , yüzünün kanını eliyle silerken " Ey ALLAH'ım! Kavmime hidayet ver, doğru yolu göster! Çünkü, onlar ne yaptıklarınıbilmiyorlar!" diyerek dua etti.
Şimdi size Peygamber (s.a.v.) 'in mübarek sözlerinden bazılarının meallerini arz ediyorum:
1. Siz, bütün halka mallarınızla iyilik etmeğe yetişemezsiniz.
Öyle ise, güler yüzlülükle, iyi ahlakla yetişiniz!
2. Yüce ALLAH, yumuşak huylu, güler yüzlü insanları sever.
3. Siz, yer yüzündekilere merhamet ediniz ki, göktekiler de size merhamet etsin!
4. Güzel söz, size Cennet'in kapısını açar!
5. ALLAH'a imandan sonra, amelilerin en faziletlisi, en üstünü insanlara sevgi göstermektir.
6. ALLAH'ım! İşe yaramayan bilgiden, ürpermeyen, kalbden, doymayan nefsten, kabul olunmayan duadan Sana sığınırım!...
Dini ve ahlaki sohbetler kitabından (alıntı) yazar: M.Asım Köksal...
ALLAH (c.c.) bizleri Peygamber (s.a.v.) Efendimizin ahlakıyla ahlaklandırsın inşaallah...
en içten dualarımla damra...
|
|
Gelen Yorumlar (2) :: Yorum Yazabilirsiniz.. :: Bağlantı
|
21/3/2007 - 22:48 - PEYGAMBER (S.A.V) EFENDİMİZİN AHLAKI (

Çocukluk çağından itibaren Peygamberimiz(s.a.v)'in yanında uzun bir hayat geçirmiş bulunan Hz.Ali (r.a.),oğlu hazreti Hüseyin'e,Peygamberimiz (s.a.v.)'in ahlakını şöyle tasvir ediyor:
" Peygamber Aleyhisselam,güler yüzlü,güzel huylu,nazik kalbli idi.
Kendisinin ğzından kötü söz çıkmazdı.
Resülullah (s.a.v.),sevmediği bir hareketi,hoşlanmadığı bir şeyi ihmal ile karşılardı.
Şayed,böyle bir harekette bulunan adam,hareketini kabul ettirmeğe kalkışacak olursa,onu muahaze etmeden,kalbini kırmadan ya bundan vaz geçirir, ya da, susarak honudsuzluğunu his ettirirdi.
Resülullah (s.a.v), şahsi münakaşa ve mücadeleden, luzümundan fazla konuşmaktan, kendisini ilgilendirmeyen şeylerle uğraşmaktan çekinirdi.
Hiç kimseyi tenkid, tankir ve mahcup etmez, kimsenin sırlarına vakıf olmak istemezdi.
Peygamberimiz Aleyhisselamın bahis konusu ettiği meseleler, halkı yararlandıracak meseleler ve konulardı.
Resülullah (s.a.v),söz söylemeğe başladığı zaman,sahabileri birden susar, başlarını önlerine eğerek candan dinlerlerdi.
Bir kimse söz söylemeğe başladığı zaman da, Resülullah (s.a.v.), yönelir,onu dikkatle dinlerdi.
Bir yabancı kimse, sert ve kaba bir şekilde konuşacak olursa,Peygamber Aleyhisselam ona sonuna kadar katlanırdı.
Kendisinin övülmesini dinlemekten hoşlanmazdı.
Eğer,birisi gördüğü iyilikten dolayı teşekkür edecek olursa , onun, bu teşekkürünü kabul ederdi.
Peygamber Aleyhisselam, kimsenin sözünü kesmezdi.
Son derecede alicenap, özü, sözü doğru ve temizdi.
Konuşmasıü, sohbeti tatlı idi.
Kendisini, ilk defa görenler, vakar ve heybeti karşısında sarsılırlar, onunla rakdaşlık edenler de, kendisine hayran olurlardı!"
Eshabdan Enes b. Malik te "Ben, on yıl, Peygamber Aleyhisselamın hizmetinde bulundum.
Bir defa bile, bana üf! dediğini bilmiyorum.
Ne işlediğim uygunsuz işlerden dolayı beni muahaza etti, ne de, yapılması gereken işlerden dolayı (Niçin yapmadın?) dedi.
O, herkese de, böyle idi." der.
Yalnız Müslümanların değil, iyi düşünen, gerçeği süren bilen her insanın da, Peygamberimiz (s.a.v.)'in yüksek ahlakı karşısında duyduğu hayranlığı ifade etmekten kendini alamadığını görüyoruz.
Şimdi size bu hususta size iki örnek arz edeyim:
Fransız Filozoflarından Bartelmi Sentiler (Barthelemy-Saint-Hilaire) Muhammed ve Kur'an isimli eserinde şöyle diyor:
" Muhammed'in seciyesi hakkındaki bir sarayı tamamlamak için, onu, varlığının son zamanlarında, ölümünün yaklaştığı bir anda göz önünde tutmak gerekir.
Çünkü, bu son nefeste perdelerin hepsi düşer!
Fakat, Hz.Muhammed (s.a.v.), bu hayatı terk edip Peygamberi olduğu ALLAH'ın (c.c.) huzuruna çıktığı sırada, küçülmek şöyle dursun, daha da, büyümektedir."
John Davenport da, Hz. Muhammed ve kur'an isimli eserinde şöyle der:
"Hz. Muhammed, büyüklere hürmeti, küçüklere şefkati, muarızlarına karşı tahammülü ile herkes tarafından sevilmiş, her türlü hürmet ve tazimi görmüştür...
Hz. Muhammed (s.a.v.)'in, azametin bütün haşmetiyle birlikte sevimli bir tatlılıkla süslenen simasındaki sade belagat, herkesin kalbinde heyecan, hürmet ve muhabbet uyandırdı.
Bir dost, bir baba olmak itibariyle Hz. Muhammed(s.a.v.), fıtratın en nazik hisleriyle duygulu idi.
Hz. Muhammed (s.a.v.), pek şefkatli, alicenap bir kalb taşıdığı, ferdi, ictimai bütün vazifeleri ifede ettiği halde, hiç bir zaman, Resülullah ünvanının yüceliğini zedeleyecek bir harekette bulunmamıştır."
Çünki, yüce ALLAH (c.c), onun hakkında:
" Biz, Seni Alemlere ancak rahmet olmak üzere gönderdik." buyurmuştur.
Peygamberimiz (s.a.v.) in haiz olduğu rahmetin, istisnasız bütün yaratılmışlara şamil bulunduğu açık, kendisinin en derin şefkat ve merhamet hisleriyle dolu olacağı tabii ve zaruri idi.
bitmedi devamını ALLAH(c.c.) izin verirse başka bi gün yazarım...
en içten dualarımla
damra...
|
|
Gelen Yorumlar (4) :: Yorum Yazabilirsiniz.. :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
GÜZEL GÜNLER ZORLU DURAKLARDAN GEÇER...
Kategoriler
|